En Zayıf Görünen Özelliğiniz, En Güçlü Yönünüz Olabilir

ebeveyn | hedefler

Yıl 2003. Yaş 26.

O zamanlar hala kurumsal hayattayım. 21 yaşından beri tüketici ve pazar araştırmaları alanında çalışıyorum. Yaşıma göre tecrübem hiç fena değil bu alanda. İş arayışındayım ve bir firmaya çağrıldım. İlk üç görüşme iyi geçti ve son kararlarını vermek için bir yetenek testi yapıp beni değerlendirmek istediler. Hani sözel, sayısal ve anlam akıl yürütme konularında bir sürü soru cevapladığınız testler varya, işte onlardan.

Neyse, bu test ayrı bir gün, bağımsız bir değerlendirme şirketi tarafından yapılacaktı. Test günü gittim bu firmaya, ama hafif gerginim. Kendime süper güvendiğimi söyleyemem. Ama firmayı, işe alınırsam çalışacağım kişiyi ve işi çok sevdim, çok da istiyorum.

Neden gerginim? Çünkü o güne kadar bu tarz veya üniversiteye giriş sınavı gibi testlerden ortalamanın üzerinde puan almışım, ama öyle çok “vay canına, süper puan, bu kızı kaçırmayalım” gibi bir durum yok ortada.

Sonuçta kaçış yok. Girdim sınava, fena geçmedi ama tüm soruları da yetiştiremedim, eksikler kaldı. Ne yapalım dedim sağlık olsun, elimden geleni yaptım.

Aradan kaç gün, kaç hafta geçti hatırlamıyorum, işe alımıma karar verecek olan kişi beni firmaya çağırdı. Testin nasıl geçtiğini sordu. Ben de “fena değil ama o gün biraz griptim, çok da odaklanamadım” gibi kendimi acındıracak tarzda birşey söyledim (gençlik işte, ne gerek var halbuki, neyse ne, yaptığının arkasında dursana). Ama gözlerinde pek de öyle acımış bir hal göremedim.

Neyse, söylediği rakamları tam hatırlayamıyorum kafadan atmayayım ama sanki ortalama 70-75 civarı bir puan var, ben de zaten aşağı yukarı o kadar soru cevaplamışım, belki bir iki soru fazla. Gerisi boş.

Dedi ki “Çok yüksek bir puan almamışsın ama cevap verdiğin soruların hemen hemen hepsi doğru. Bizim buradaki işimizin en önemli bölümü raporlama ve bunların %100 doğru olması çok önemli. Benim matematik, istatistik vs zekam, becerim çok yüksek ama çok hızlı çalışmayı sevdiğim ve aceleci olduğum için raporlarda hata çıkıyor, senin gibi daha yavaş ama sağlam çalışan, bu raporların doğruluğu konusunda güvenebileceğim birisine ihtiyacım var, işe alındın, hayırlı olsun”.

İçimden şok geçirmiş vaziyetteyim ve tabii ki çok mutluyum. Teşekkür edip ofisinden ayrıldım ve bir iki hafta içinde işe başladım. Dubai’ye taşınmamıza kadar sağolsun o zaman ki müdürümle o kadar keyifli çalıştım ki ve de gerçekten hep doğru raporlar ürettim, işimin diğer bölümlerinde de takdir topladım ve bana duyduğu güveni boşa çıkartmadım. Kendisine de hep müteşekkir kalacağım. Ama sadece beni işe aldığı için değil, esas neden biliyor musunuz? Bana daha önce hiç farkında olmadığım ve hatta zayıflık olarak gördüğüm bir yönümün aslında benim en güçlü kişisel özelliklerimden biri olduğunu farkettirdiği ve kendimi daha iyi tanımamı sağladığı için.

Belki diyeceksiniz ki, “Ahu senden daha hızlı olup, daha fazla doğru soru cevaplayıp, yine çok az yanlış yapan insanlar da vardır, böyle bir durumda yine dezavantajlısın”. Doğrudur, haklısınız. Belki de o sınavda benden çok daha yüksek puan insanlar da vardı. Ama sonuçta ben işe alındım. Bunun sebebi de büyük ihtimalle sadece test değil elbette tecrübe, diğer kişisel özellikler gibi başka kriterlere de bakıyorlardı. Bütün olarak bakıldığında o işin ihtiyaçlarıyla benim özelliklerim iyi örtüşüyordu. Ve de başka bir iş görüşmesinde aynı sonuçla büyük ihtimalle birçok kapı yüzüme kapanabilirdi. Keza daha önce kapanmıştı da.

Ama sonra ne oldu biliyor musunuz?

2004 başında Dubai’ye taşındık, bir araştırma firmasında bir süre çalıştım, sonra hamilelik ve kızların ilk yılı derken çalışmadığım bir dönemin ardından, 2006’da tekrar iş arayışına girdim. Yıllardır hayalini kurduğum muhteşem bir iş fırsatı karşıma çıktı, hem de evimden arabayla 10 dakika uzaklıkta, harika bir pozisyon ve nefis maaşla. İkinci görüşmede işe alımda son kararı verecek yönetici bana demez mi yine bazı yazılı testler ve sözel değerlendirmelerden geçmen lazım önce, sonra tekrar değerlendireceğiz diye. Hem de değerlendirme tabii ki İngilizce!

Haydi bakalım dedim içimden, ne yapalım başa gelen çekilir. Hala bugün hatırlarım belki hiç profesyonel değil ama odasından çıkmadan önce, ona bu gireceğim değerlendirmenin sonucunun kararlarında ne kadar etkili olacağını sormuştum. O da bana en önemli kriter olmadığını, rahat olmamı, ama bariz bir negatif durum çıkmıyor olması gerektiği söyledi ve beni yolcu etti.

Sonra değerlendirme günü geldi çattı, baktım sadece ben değilim. 10-15 kişilik bir grubuz. Ve ben o noktada artık endişelerimi bir kenara bırakıp, önceki işimden olan tecrübemi ve güçlü yönlerimi kendime hatırlatıp, önümde bana verilecek şeye %100 odaklanmaya ve elimden gelenin en iyisini yapmaya, başka birşey de düşünmemeye karar verdim. Almazlarsa da almazlar ne yapayım dünyanın sonu değil ya dedim içimden ve kendimi rahatlattım.

Bizi bir odaya aldılar. Yazılı testlerden tutun da, bazı zor senaryolarda kim nasıl çözüm üretiyor, yönetme tarzı nasıl, kişilik testleri gibi birçok değerlendirme ile başvurduğumuz pozisyonlara uyumumuzu ölçtüler. Herkez farklı bir fikir beyan ediyordu, herkesin farklı bir tarzı vardı, orada insanın kendi gibi olup, kendi fikirlerini, inandığını ortaya koyması çok önemliydi.

Oradan çıktığımda başım çatlıyordu, oldukça yorulmuştum. Nasıl geçtiği konusunda da pek bir fikrim yoktu, kötü olmadığından emindim ama beni işe sokacak kadar iyi miydi bunu bilmiyordum.

Neyse birkaç hafta sonra o görüşmeyi yaptığım yönetici beni telefonla aradı ve klasik soru “değerlendirmen nasıl geçti sence” diye sordu. Bu sefer nezleydim, griptim gibi acındırma modlarına girmedim, en kendime güvenli sesimle “bence gayet iyi geçti” dedim. O da “evet doğru bildin, sonuçların gayet iyi, pozisyona çok uygunsun, işe alındın” demez mi?

Hayatımın kendimi en iyi hissettiğim anlarından biriydi çünkü artık bu test, değerlendirme fobimi yenmiştim ve görmüştüm ki başvurduğum işler benim güçlü yönlerime uygun olduğu zaman, bu testlerde %100 sonuç almasam bile kendime güvenip, kendimi önümdekine %100 verip elimden geleni yaptığım zaman, beni mutlu edecek sonuçlar elde etmem mümkün oluyordu.

Sonra değerlendirmeyi yapan firma bana sonuçlarımın olduğu raporu gönderdi. Evet yazılı testlerden yine mükemmel olmasa da beni işe alacak kadar yeterli bir sonuç vardı ama esas ilginç olan benim kişilik özelliklerim, güçlü ve yöneticimin dikkat etmesi gereken geliştirmemin iyi olacağı yönlerimin analiziydi. O kadar doğruydu ki sonuç şaşırdım.

Ürdün’e taşınana kadar orada da çok keyifle çalıştım. Birçok güçlü yönümü, yeteneğimi ve tecrübemi kullanma fırsatım oldu. Elbette çok zorlandığım konular da oldu ve kendimi geliştirmeye çalıştım.

Yöneticim son iş günümde ayrılırken, beni işe alırken benimle ilgili zorlanacağını tahmin ettiği çok güçlü olmayan yönlerimi de bildiğini ama diğer yönlerim ağır bastığını için beni işe aldığını ve çalıştığım süre içinde onun beklentilerinden kat kat fazla başarılı iş ortaya koyduğumu söyledi ve bana çok teşekkür etti.

Sonra da Ürdün’e taşındık, koçluk hikayem o noktadan sonra başladı, neyse o başlı başına bir macera zaten.

Peki size tüm bunları niye anlatıyorum?

Çünkü çoğumuz başkalarından farklı olarak bize avantaj sağlayan güçlü yönlerimizin farkında değiliz, farkında olmadığımız içinde onları takdir etmiyoruz, onları tam kapasite kullanmıyoruz, kendimize en çok ihtiyacımız olan anlarda güvenmiyoruz ve gereksiz kaygılanıyoruz, ve de en önemlisi belki de yapımıza çok uygun olmayan iş alanlarında başkalarıyla rekabet etmeye çalışıyoruz.

Sonra istediğimiz sonuçları elde edemeyince “zayıf” olarak tanımladığımız yönlerimize odaklanıyoruz, özgüvenimiz azalıyor ve keyifsiz bir kısır döngüye giriyoruz.

Mesela ben tüm bu tecrübelerden önce “yavaşlığı” negatif, zayıf bir yönüm olarak görüp kendimde kusur ararken öğrendim ki, sağlam/kaliteli iş ortaya çıkarma motivasyonumun çok yüksek olması benim en güçlü özelliklerimden biri ve bu sonuçları ortaya çıkartmak da ekstra zaman, ekstra emek, ekstra araştırma, ekstra özen istiyor. İşlerin daha geç sonuçlanma sebebi bu. Ve bu süreci beni tatmin edecek bu şekilde yaşamak bana çalışırken inanılmaz keyif veriyor.

Yani mesela hızlı tüketim ürünü satan ve piyasa şartlarının çok hızlı değişim gösterdiği, çok kısa süreli iş teslim sürecinin olduğu bir iş ortamı benim için kabus. Yavaş olma gibi bir lüks yok orada, sana verilen sürede ne yapıyorsan yapmak durumundasın. Benim yukarıda size bahsettiğim iki firmanın biri ilaç, diğeri de cep telefonu firmasıydı, evet elbette yine hızlı çalışmak zorundasınız ama diğer bazı sektörler kadar değil.

Dolayısıyla benim güçlü yönümü kullanmama fırsat veren bir ortam olduğu için öne çıkma ve kendimi gösterme şansım daha fazla oldu.

Bugün hala çalışma şeklim bu. Yavaş ve sağlam.

Herkesin kendine göre bir tarzı ve güçlü yönleri var.

Bunların farkında olmak ve özellikle iş hayatımızı elimizden geldiğince buna göre şekillendirebilmek büyük bir tatmin ve huzur kaynağı.

Güçlü yönlerden bahsetmişken; aslında hiç farkında olmadan daha pek çok farklı şekilde gücümüzü azaltabiliyoruz, hatta yeri geliyor gücümüzü farketmeden başkalarına veriyoruz. 

Gücümüz Bizde Kalsın yazımda bunu nasıl değiştirebileceğimizin ipuçları sizi bekliyor, ilginizi çekerse beklerim.

Sevgilerimle

Ahu